Yollar kapandı!

DIŞ HABERLER SERVİSİ – Ukrayna’daki savaşın odağında bulunan Severodonetsk kentinden kötü haber geldi. Donbas bölgesinde devam eden savaşta kritik önem taşıyan Severodonetsk’in,Ukrayna’nın kalanıyla bağlantısı kesildi. Severodonetsk’e ulaşan tüm köprülerin Ruslar tarafından yıkıldığı açıklandı.

Luhansk bölge valisi Serhiy Hayday, dışarıyla bağlantılarının kesildiğini, kente ikmal yapmanın ve sivilleri tahliye etmenin imkansız hale geldiğini belirtti. Hayday, Lisiçansk ve çevre yerleşim bölgelerinden sivillerin, küçük gruplar halinde nasıl tahliye edildiğini yansıtan görüntüler paylaştı. Severodonetsk ve Lisiçansk’ta binlerce sivil bulunuyor. Bağlantısı kesilen Severodonetsk’in yeni bir Mariupol vakasına dönüşmesinden endişe ediliyor.

NATO’ya çağrı

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy de, halka sesleniş konuşmasında bölgedeki savaşın “korkunç” bir can kaybına yol açtığını belirtti. Zelenskiy, Donbas’taki savaşın, Avrupa tarihindeki en acımasız savaşlardan biri olarak anılacağını belirterek, Ukrayna ordusu ve istihbaratının Ruslara karşı üstün geldiğini belirtti.

Zelenskiy, Rus ordusunun kontrolündeki bölgeleri geri alacaklarını belirterek, “Burada kesin bir kötülükle mücadele ediyoruz” dedi ve Batı’dan silah talep etti. Ukrayna yönetimi, ayrıca bugün yapılacak kritik NATO toplantısıöncesi Batı ülkelerinden 300 roketatar, 500 tank ve bin obüs istedi. Zelenskiy’in danışmanı Mihaylo Podolyak, Rusya’yı yenebilmek için “ağır silah eşitliğine” sahip olmaları gerektiğini belirtti. NATO ülkelerinin savunma bakanları bugün Brüksel’de bir araya gelecek ve Ukrayna’ya yardımı görüşecek.

Ukraynalı askerlerin teslim olmasından sonra Rusların kontrolüne geçen Mariupol’deki Azovstal çelik fabrikasındaki yıkım, Rus ordusunun dağıttığı fotoğraflarla daha belirgin olarak ortaya çıkıyor. Harabeye dönen fabrikada öldürülen Azov taburu askerlerinden 64’ünün daha Ukrayna’ya teslim edildiği bildirildi.

Papa’dan savaş yorumu: Belki de kışkırtıldı

Papa Françesko, bir Cizvit medya kuruluşunun editörleriyle gerçekleştirdiği konuşmada, Ukrayna’daki savaşla ilgili açıklamalarda bulundu. Papa, Rusya’nın Ukrayna’daki güçlerini ‘zalim ve acımasız’ olarak tanımladı ve Ukraynalıların hayatta kalabilmek için cesurca mücadelelerini övdü. Ancak Papa’nın daha önce Ukrayna’daki durumun siyah beyaz olmadığı ve savaşın “belki de bir şekilde kışkırtıldığı” ifadelerini kullandığı belirtildi. Papa ayrıca Rusya’nın Çeçenleri ve Suriyelileri paralı asker olarak kullanmasının bir ‘canavarlık’ olduğunu ifade etti.

Rusların iddiası: Teslim olanları vurdular

Rusya Savunma Bakanlığı Sözcüsü İgor Konaşenkov “32 Ukrayna askerinin, teslim olmak üzereyken kendi askerleri tarafından infaz edildiğini” iddia etti. Konaşenkov, Donetsk’e bağlı Novomihaylovka yerleşim alanında geri çekilme başlatan Ukrayna ordusuna bağlı birliklerin çekilmesi sırasında ‘bazı askerlerin beyaz bayraklar tutarak kendilerine teslim olmak istediğini ancak Ukrayna askerleri tarafından bu askerlerin vurulduğunu’ belirtti.

Anonymous İHA planlarını hackledi!

İnsansız hava araçlarının (İHA) çok önemli rol oynadığı Rusya ve Ukrayna savaşında, Kremlin karşıtı faaliyetleriyle dikkat çeken hacker grubu Anonymous, Rusya’nın dronelara ilişkin planve taktiklerini ele geçirdiğini öne sürdü. Rus İHA’larını yöneten bir şirketi “hacklediği”ni iddia eden siber korsanlar, Rusya’nın drone planları ve taktikleri hakkında detaylı bilgilere ulaştıklarını,söz konusu sızıntıyla savaşa son vermeyi umduklarını kaydetti.

Ukraynalı siviller bombardıman altında tahliye edildi

Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırıları devam ederken, Rus ordusu saldırılarını Donbass bölgesinde yoğunlaştırdı. Ukrayna Ulusal Polisi, Luhansk bölgesindeki Severodonetsk kentinin 25 kilometre kuzeybatısındaki Pryvillia şehrinden Rus bombardımanı devam ederken, Ukraynalı sivillerin tahliye etti. Polis tarafından paylaşılan tahliye operasyonuna ait görüntülerde, polisin, bir evin sığınağından aralarında yaşlılarında bulunduğu bir grup sivili devam eden Rus bombardımanına rağmen hızla bölgeden çıkarttığı görüldü.

Ukrayna Ulusal Polisi tarafından yapılan açıklamada, polis memurlarının bir gün içinde düzenlediği 3 tahliye operasyonu ile binanın sığınağında bulunan 32 sivili güvenli şekilde bölgeden çıkarmayı başardığı aktarıldı.

Aralarında gazeteciler de var
Rusya’dan 49 İngiliz’e yaptırım! Aralarında gazeteciler de var

İngiltere’nin Ukrayna’ya yönelik saldırıları nedeniyle yaptırım uyguladığı Rusya, misilleme olarak İngiliz gazeteci, ordu ve savunma sanayi temsilcilerini hedef aldı. Rusya Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, 29’u gazeteci olmak üzere aralarında ordu ve savunma sanayi temsilcisinin bulunduğu toplam 49 kişiye yaptırım uyguladığı duyurularak, söz konusu isimlerin Rusya’ya girişinin yasaklandığı aktarıldı.

Açıklamada, “Listede yer alan İngiliz gazeteciler, Rusya, Ukrayna ve Donbass’taki olaylar hakkında kasıtlı olarak yanlış ve tek taraflı bilgilerin yayılmasına aracı oluyorlar. Önyargılı değerlendirmeleriyle İngiliz toplumunda Rus düşmanlığının körüklenmesine de katkıda bulunuyorlar. İngiltere savunma kompleksiyle ilişkili kişiler, Nazi oluşumları tarafından sivilleri öldürmek ve sivil altyapıyı yok etmek için kullanılan Ukrayna’ya silah tedarikine ilişkin kararların alınmasına katılıyor” denildi.

Bakanlık tarafından yaptırım uygulanan kişiler arasında, The Guardian muhabiri Shaun Walker, Daily Telegraph yazarı Con Coughlin, Sky News muhabiri Stuart Ramsay, The Times’ın Genel Yayın Yönetmeni John Witherow, Daily Telegraph’ın Genel Yayın Yönetmeni Chris Evans, The Guardian Genel Yayın Yönetmeni Katharine Sophie Viner, İngiliz Savunma Bakan Yardımcısı Jeremy Mark Quin, İngiltere Hava Kuvvetleti Komutanı Michael Wigston, İngiliz Avam Kamarası üyesi Samuel Wilson, Gregory Lloyd Cambell gibi önemli isimler yer aldı.

İtalya’da trenlerde köpeklere özel bilet uygulaması

İtalyan Devlet Demiryolları’yla rekabet halinde ülke çapında yüksek hızlı trenler işleten Italo, yolcularına şöyle diyor:

Köpeğinizin boyutları orta veya büyükse ya da köpeğinizin bir evcil hayvan çantasında seyahat etmesini istemiyorsanız, tren arama motorundan “Köpek” seçeneğini işaretleyebilir ve bu hizmeti biletinizle beraber uygun fiyata satın alabilirsiniz.

Böylece seyahatiniz boyunca köpeğinizi ona ayrılmış bir alanda rahatça yanınızda tutabilirsiniz.

Hizmet Smart ve Prima bölümlerinde ve tüm Italo tarifelerinde geçerlidir.

Roma’dan Milano’ya Prima sınıfında (birinci sınıf) gerçekleştirilen kısa mesafeli bir test rezervasyonunda, insan bileti 90 euro ve köpek biletiyse 40 euroydu.

Bu fırsatı, The Man in Seat Sixty-One internet sitesini işleten uluslararası tren seyahati gurusu Mark Smith fark etmiş.

Köpek alanını “Muhtemelen Avrupa’da ilk” olarak tanımlayan Smith, The Independent’a evcil hayvan sahiplerinin tren seyahatine dair bilgi talebinin çok yüksek olduğunu söylüyor.

Cockapoo cinsi köpeğimiz Pip artık deniz yolculuklarında çok deneyimli, trenlerdeyse biraz daha az tecrübesi var.

Fakat Pip’e bakmaya başlamamdan yıllar önce, neredeyse Sea61’i kurar kurmaz, bir evcil hayvan sayfasına da ihtiyaç duyduğumu fark ettim çünkü bunu soran çok fazla kişi vardı.

Birleşik Krallık ile Kıta Avrupası arasındaki tek uluslararası yolcu treni hizmeti olan Eurostar, evcil hayvan sahiplerine şu açıklamayı yapıyor:

“Maalesef Eurostar evcil hayvan pasaportu programında yer almıyor. Bu yüzden kompartımanda sadece rehber köpeklere ve destek köpeklerine izin veriyoruz.”

Trenlerimizde hayvanların rahatlıkla taşınabileceği alanlar bulunmadığından, trene binmelerine izin vermemenin evcil hayvanların, sahiplerinin ve diğer yolcuların yararına olduğuna inanıyoruz.

Smith, Eurostar’ın “Avrupa’da köpekleri almayan az sayıdaki hizmet sağlayıcıdan biri olduğunu” söyledi.

Ülkeler arası tren işletmecisinin yasağı border collie cinsini de kapsıyor.

Paris, Brüksel ve Amsterdam’a giden yüksek hızlı tren hattı Barking’in içinden ve Köpekler Adası’nın yakınından geçiyor.

Kaynak: Independent Türkçe

Buça’da elleri arkadan bağlı halde 7 sivilin cansız bedeni bulundu

Rusya’nın Ukrayna’ya saldırılarında can kayıpları sürüyor. Kiev Bölge Polisinden yapılan açıklamaya göre Buça’ya bağlı Myrotske köyü yakınlarındaki bir ormanlık alanda, önceden Rus mevzilerinin olduğu yerde 7 Ukraynalı sivilin cesedi bulundu. Açıklamada, “Ölenlerin hepsi bağlanan, işkence gören, vurulan sivillerdi. Saldırganlar, Ukraynalıların cesetlerini toprakla dolu iki çukura saklamaya çalıştı. Çukurlardan birinde başından ve dizinden silahla vurulmuş 40 yaşındaki bir adamın cesedi bulundu. Yakındaki bir çukurda 6 cesede daha rastlandı” ifadeleri kullanıldı. Polis Andriy Nebytov, “Toplamda kafalarında ve vücudunun diğer yerlerinde kurşun izleri bulunan 7 kişinin cesedini bulduk. Kurbanların bazıları kemerlerle, bazıları ise bantla bağlanmıştı” diye konuştu. Cesetlerin bulunduğu bölgede Kiev polisi, müfettişler, adli tıp uzmanları ve Buça Emniyet Müdürlüğü ekipleri tarafından inceleme başlatıldı.
Savaşın başından bu yana Kiev bölgesinde bin 316 sivilin cesedine rastlandığı belirtildi.

SİVİL ÖLÜMLER ARAŞTIRILIYOR

Polise göre ülke genelinde halen bin 200 sivile ait cesedin kimlik tespiti yapılmaya çalışılıyor. Ulusal Polis Şefi Ihor Klymenko, “Bu uzun bir süreçtir, oldukça zahmetli. Çünkü birçok beden çürüme halinde. Telefon hattından bize ulaşan akrabalardan DNA alıyoruz ve bunları ölü, gömülü, vurulmuş, kimliği tespit edilemeyen kişilerin örnekleriyle karşılaştırıyoruz” dedi. Klymenko, polisin şu anda ülke genelinde 12 binden fazla sivilin ölümünü araştırdığını söyledi.

Almanya’da yeni rapor: 196 din adamı yüzlerce çocuğa cinsel istismarda bulundu

Almanya’nın Kuzey Ren-Vestfalya eyaletindeki Münster piskoposluğunda 1945-2020 yılları arasında yüzlerce çocuğun cinsel istismara maruz kaldığı ortaya çıktı. Münster Üniversitesi tarafından 2 buçuk yılda hazırlanan bir rapora göre, piskoposluktaki 196 Katolik din adamı söz konusu dönemde en az 610 çocuğa cinsel istismarda bulundu. Ancak, raporda tespit edilen cinsel istismar vakalarının gerçek sayısının yaklaşık 6 bin olabileceği belirtildi. Rapor, 196 din adamından yaklaşık yüzde 5’nin 10’dan fazla cinsel saldırıda bulunduğunu ortaya çıkardı. Ayrıca kilise üyelerinin olayları örtbas ettiği veya “yüzeysel olarak müdahale ettiği” tespit edildi. Raporda, cinsel istismarda bulunduğundan şüphelenilen rahiplerinin çoğunun görevden alınmak yerine yalnızca görev yerlerinin değiştirildiği belirtildi.

Münster Piskoposu Felix Genn rapora ilişkin yaptığı açıklamada, istismar mağdurlarından özür dileyerek, suçluların cezalandırılacağını ifade etti.

Almanya’da 2018’de Katolik kilisesi tarafından hazırlatılan başka bir raporda, 1946-2014 yılları arasında en az 3 bin 677 kişinin din adamları tarafından cinsel istismara uğradığı belirtilmişti. Mağdurların yarısından fazlasının 13 yaşında ya da daha küçük olduğu tespit edilmişti.

Ocak ayında ise Münih başpiskoposluğu tarafından hazırlatılan bir raporda, eski Papa 16. Benedict’in 1977-1982 tarihlerinde Münih başpiskoposu olarak görev yaptığı dönemde çocuklara cinsel istismarda bulunan rahiplerden haberdar olduğu ancak harekete geçmeyerek sessiz kalmayı tercih ettiği açıklanmıştı.

Yeni Zelanda Başbakanı’na yönelik tehditler üç yılda neredeyse üç katına çıktı

Newshub’a Resmi Bilgilendirme Yasası kapsamında verilen verilere göre, Ardern’e yönelik polisin müdahil olduğu tehditlerin sayısı 2019’da 18’ken 2021’de 50’ye fırladı. Polis 2020’de başbakana karşı 32 tehdit kaydetti.

Ardern, aşıları zorunlu kılması ve sıkı koronavirüs kısıtlamaları uygulaması nedeniyle aşı karşıtı grupların şiddetli tacizi ve tepkisiyle karşı karşıya kaldı. Mart 2019’da Christchurch’te gerçekleşen terör saldırıları sonrası ateşli silahların düzenlenmesine karşı çıkılması da tehditlerin artmasına katkıda bulunan bir faktör oldu.

Yeni Zelanda polisi şubatta göstericilerle çatışmaya girmiş ve parlamento alanında 100’ün üzerinde aşı karşıtı protestocuyu tutuklamıştı.

Zorunluluk karşıtı protestocu Richard Trevor Sivell martta tutuklanmış ve kendisine başbakana ölüm tehdidi yöneltmekten dava açılmıştı. Ancak 39 yaşındaki adam, nisanda Tauranga bölge mahkemesindeki duruşmaya çıktıktan sonra firar etmişti.

Geçen ay da 30 yaşındaki bir adam, Reddit’te Arden’e suikast düzenlemeyi içeren bir tehdit mesajı yayımladığı için tutuklanmıştı.

Marttaysa başbakana e-posta göndererek “seni bu lanet gezegenden bizzat sileceğim” tehdidi savuran bir adama bir yıl hapis cezası verilmişti.

Massey Üniversitesi’nden kıdemli öğretim görevlisi ve liderlik uzmanı Suze Wilson, yayın kuruluşuna verdiği demeçte, “Aşı zorunluluğu konusu bir tür paratoner işlevi görüyordu çünkü istihdam beklentileri açısından kişiler üzerinde gerçek etkileri vardı” dedi.

Wilson, “Komplocu bakış açılarının tüketimindeki ve bunlarla girilen etkileşimdeki artış, halkın başbakanı nasıl algıladığını da yönlendiriyor” diye ekledi.

Yetkililer, “Başbakan’a yönelik saldırgan, müstehcen veya tehditkar sözlerden” ibaret olduğu için gelen çeşitli tehditlerin arkasındaki sebebi belirlemenin mümkün olmadığını belirtti.

Kaynak:Independent Türkçe

Arkasından saldırıp tuvalete çekmeye çalıştı… Seri katilin habercisi!

1996’dan 1997’ye kadar gerçekleşen Claremont seri cinayetleri, Avustralya tarihindeki en uzun süreli ve en pahalı cinayet davalarından birine neden oldu. 24 Eylül 2020’de Bradley Robert Edwards, 23 yaşındaki Jane Rimmer ve 27 yaşındaki Ciara Glennon’u kasten öldürmekten suçlu bulundu. Edwards’ı, kalıntıları henüz bulunamayan 18 yaşındaki Sarah Spiers cinayetinden mahkum etmek için yeterli kanıt yoktu. Edwards ayrıca, 1988 ve 1995’te iki genç kıza saldırmakla suçlandı. İkinci suç, Claremont yakınlarındaki Karrakatta Mezarlığı’nda 17 yaşındaki bir gencin vahşice kaçırılması ve tecavüz edilmesini içeriyordu.

Ancak Edwards’ın 1990’da Hollywood Hastanesi’nde işlediği daha az bilinen bir suç daha var. Eğer bu suç daha çok bilinmiş ve resmen tanınmış olsaydı, Claremont seri cinayetlerinin gerçekleşmesini engelleyen uyarı işareti niteliğinde olabilirdi.

Mayıs 1990’da Wendy Davis, Perth’in batısındaki Nedlands’deki Hollywood Geri Dönüş Hastanesi’nin palyatif bakım ünitesinde yas danışmanı olarak kıdemli bir pozisyonda çalışan 40 yaşında bir sosyal hizmet uzmanıydı.

Davis, o günleri “Hayatımın baharındaydım. Üç genç kızının annesiydim, mutlu bir evliliğim vardı ve beslediğim iki büyük Rottweiler ve birkaç kediyle keyifli bir şekilde yaşıyordum. Son derece normal bir hayattı” diyerek anlatıyor.

Ancak Edwards, Davis’in ofisine ayak bastığında her şey değişti ve bir daha eskisi gibi olmadı. O sırada Edwards, şimdiki adı Telstra olan Telecom şirketi için çalışıyordu ve hastanede çalışan bir ekibin parçasıydı.

Davis, tanışmalarını “Tuvaleti kullanıp kullanamayacağını sordu” diyerek anlatıyor: “Hastanede bir sürü şey oluyordu, biraz homurdandım başımı salladım ve işime geri döndüm.”

Davis, Edwards’ın arkasından hareket ettiğini, tuvaleti sifonu çektiğini ve sonra koğuş kapısına gittiğini duydu. Daha sonra geri döndü ve Davis’ten, düşürdüğünü söylediği bir kalemi tuvaletten almak için izin istedi.

“Bunun biraz garip olduğunu düşündüm. Ve sonra kendi kendime tuvaletten çok hızlı çıktığını düşündüm. Ardından bir bez yüzüme dolandı ve sandalyeme çekildim ve öyle bir güçle tuvalete doğru çekildim ki hayatımda hiç böyle bir şey hissetmedim. O kumaşta bir şey olduğunu ve ilk birkaç saniye öleceğimi sandım. Bu hissi tarif bile edemiyorum. Bunun hayatımın sonu olduğundan emindim.”

Davis, boynundan çekildiğini hatırladı. “Nefes almam gerekti ve kumaşın üzerinde hiçbir şey olmadığını fark ettim. Hala hayattaydım. İşte o zaman gerçekten savaşmaya başladım.”

Bir boğuşma başladı, bu sırada sandalye düştü ve Davis, yüzünün Edwards’ın gömleğine, kolları ona dolanmış olarak ezildiğini hatırladı:

“Tuvalete çok yakındık, beni çekip sürüklüyordu, sol bacağımla yapabildiğim kadar sert tekme attım, gerçekten çok sert.”

Edwards aniden Davis’in gitmesine izin verdi ve kadın geriye düştü, doğrudan ona baktı. Adam ona “Üzgünüm, üzgünüm, üzgünüm” dedi.

“Ofisten kaçtım. Bir ayakkabım var, diğeri ise ayakkabım yoktu. Hırkam üzerimden sarkıyordu.”

Toplamda yaklaşık 10 saniye süren saldırı, Davis’in boynunda morluklar ve hayatı boyunca sürecek bir travma bıraktı. Edwards ise, cebinde Telekom çalışanlarının kullandığı bir kabloyla bulundu. Davis’i tuvalete çekmeye çalıştığını bir güvenlik görevlisine itiraf etmesine rağmen, adi saldırı ile suçlandı. Suçunu kabul etti ve 1990’da iki yıl denetimli serbestlik cezasına çarptırıldı.

Saldırının her zaman vahşi ve cinsel amaçlı olduğunu hisseden Davis, Edwards’ın cinayet davası sırasında Hollywood Hastanesi saldırısının ardından bir yıl boyunca seks suçluları tedavi programına katılmasının emredildiğini keşfetti. Davis, “Tecavüz veya daha kötüsüyle karşı karşıya olduğumun fazlasıyla farkındaydım” dedi ve ekledi: “Bunu doğrulamak için yeterli kanıt olmadığı söylendi.

WA Polisi ve Telecom, saldırganın o sırada meydana gelen ‘ilişki sorunları’ göz önüne alındığında olayı ‘küçük’, ‘tek seferlik’, ‘karakter dışı’ ve ‘açıklanabilir’ olarak nitelendirmişti.

Ofiste çalışmaya devam edemeyecek kadar sarsılmış olan Davis, yıllardır sürdürdüğü ve sevdiği işi bıraktı. Sonraki yıllarda evliliği bozuldu ve Davis bunu kısmen, saldırı sonrsında yaşadığı uykusuzluk ve korkunç anksiyeteye bağlıyor. “Çok travmatize oldum. Kişisel ilişkilerim etkilendi. Kİmseye güvenmemeye başladım ve saldırıdan sonra desteklenmiş hissetmedim” dedi.

Edwards ise, saldırıdan sonra işini sürdürmekle kalmadı, önümüzdeki yıllarda iki kez terfi etmeye devam edecekti. Davis, başa çıkma yolunun anıları gömmek olduğunu söyledi ve “Bunun hakkında düşünmedim, bunun hakkında konuşmadım” dedi.

Aralık 2016’da, saldırıdan iki buçuk yıl sonra, WA Polisinden gelen bir çağrı, Davis’i anılarıyla yüzleşmeye zorladı. Polis eski suçlar arasındaki olası bağlantıları araştırıyordu ve Hollywood Hastanesi saldırısıyla giderek daha fazla ilgilenmeye başlamıştı. Davis, “Sonunda, 2016’da Edwards tutuklandığında, gömdmeyi başarabildiğimi düşündüğüm tüm travmalar, intikamla kükreyerek geri geldi” dedi.

İki buçuk yıllık duruşma boyunca Davis, düzenli olarak dedektiflere ve WA Polisine bilgi vermeye çağrıldı. Takvimler 3 Aralık 2019’u gösterdiğinde ise Davis, WA Bölge Mahkemesinde saldırıyla ilgili ifade verdi. “Edwards’la yüzleşebildiğimi, mahkemedeki herkesin söylediklerime inandığını ve ne kadar korkunç olduğunu anladığını, ilk kez doğru dürüst dinlendiğimi ve onaylandığımı hissettim” dedi. Ancak Davis’e ihtiyaç duyulduğunu ve ihtiyacı olan gerçek arınmayı sağlayan şey kitabının yazılmasıydı.

Davis, kaleme aldığı sayfalar boyunca, Edwards’ın 1990’da kendisine yönelik saldırısı ciddiye alınsaydı Claremont cinayetlerinin önlenebileceği ihtimalini yansıttı. Davis, “Kadınların cinsel saldırı veya herhangi bir şiddet türü hakkında konuştuklarında dinlenmeleri çok ama çok önemli” dedi. Kitabındaki son cümleler ta mda bunu anlatıyor: “O zamanlar elimden gelenin en iyisini yaptım, ama kimse dinlemiyordu. Tek umudum, şimdi daha iyi dinliyor olmamız.”

Yunan medyası : Erdoğan sıcaklığı artırıyor!

Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’in Washington ziyaretiyle rayından çıkan Türk-Yunan ilişkilerinde gerilim düşmüyor. Yunan medyası, bugün bir kez daha çok farklı haberlerle Türkiye’yi manşetinden sundu.

Kathimerini gazetesi, Atina yönetiminin bu yaz mevsiminde Ankara’nın muhtemel iki hamlesini beklediğini yazdı. Gazetenin Yunanca sayfasında ‘Erdoğan sıcaklığı artırıyor – Türkiye tarafından planlanan iki hamle ve ABD’nin rolü’, İngilizce sayfasında ise ‘Atina Ankara’nın tansiyonu artırdığını görüyor’ başlığıyla yer alan analiz, Vassilis Nedos imzalı.

Kathimerini’ye göre, Türkiye uluslararası anlaşmalara göre silahsız olması gereken Ege Denizi adalarının ‘statüsü’nü Birleşmiş Milletler’e (BM) taşıyarak ‘resmi bir meydan okuma’ya girişebilir. Atina, Ankara’nın Türkiye’nin BM Daimi Temsilcisi Feridun Sinirlioğlu aracılığıyla Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği’ne bir mektup göndermesini ya da bir nota vermesini bekliyor. Yunanistan’ın Türkiye’nin adımına karşılık vermeye hazır olduğunu yazan Kathimerini, Atina yönetiminin geçen ay BM’ye adaların ‘statüsü’ne ilişkin bir mektup sunduğunu kaydediyor.

Kathimerini, Girit ve Rodos adaları arasına Türkiye tarafından bir araştırma gemisinin gönderilmesini ise muhtemel ikinci hamle olarak yazdı. Atina yönetimi, Ankara’nın Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’na (TPAO) 28’inci meridyenin batısında yeni bir arama ruhsatı vermesini bekliyor. Gazeteye göre, Türkiye söz konusu adımla Kaş’ın karşısında yer alan Meis Adası çevresinde dile getirdiği kıta sahanlığı ya da münhasır ekonomik bölge haklarını daha da ileriye taşımış olacak.

Gazete, Atina’nın yaz aylarında gerilimin artmasına neredeyse kesin gözüyle baktığını, Ankara ile iletişim halinde olan ABD’nin ise ’emniyet valfi’ olabileceğini kaydetti. Analizde, Yunan tarafının Washington’ın Ankara’ya tutumunu yumuşatmasını yönünde tavsiye vermesini umduğu belirtildi.

TERÖR ÖRGÜTÜ PAÇAVRALARIYLA TÜRK KONSOLOSLUĞUNA SALDIRI

Kathimerini’deki bir başka haberde ise, başkent Atina’daki Psychiko semtinde yer alan Türk konsolosluğunun Rubicon (Ruvikonas) isimli anarşist grubunun saldırısına uğradığı bildirildi. Motosikletleriyle konsolosluk önüne gelen saldırganların terör örgütü PKK’ya ait paçaravları taşıdığı görüldü.

TA NEA: SICAK BİR YAZIN SENARYOLARI

Ta Nea gazetesi de Kathimerini’ye benzer şekilde bir analize sayfasında yer verdi. ‘Tansiyonu artıracak Türk hamleleri-Sıcak bir yazın senaryoları’ başlığıyla yayınlanan analizde, Atina’da kapalı kapılar ardında konuşulanlar aktarıldı. Analize göre, Türkiye Yunanistan’ın tepkisin test etmek için yeni araştırma gemilerini Ege Denizi veya Doğu Akdeniz’e gönderebilir. Söz konusu adım hem Yunanistan Dışişleri Bakanlığı hem de Savunma Bakanlığı koridorlarında konuşuluyor.

Ta Nea da Türk araştırma gemilerinin muhtemel rotasının Girit ve Rodos arasındaki bölge olabileceğini yazdı. Gazete, Ankara’nın Libya ile imzaladığı deniz yetki alanları anlaşmasını sahaya yansıtmayı deneyebileceğini dile getirdi.

Ta Nea’nın manşetinde ise eski Savunma Bakan Yardımcısı general Alkiviadis Stefanis’in Türkiye’yi hedef alan sözleri var. ‘Erdoğan’ın Yunanistan savaşı hibrit-Bir Yunan general neler söyledi?’ başlığıyla sunulan haberde, Ankara’nın hedefinin Atina’yı müzakere masasına getirmek olduğu savunuldu.

ELEFTHEROS TYPOS: TÜRKİYE-YUNANİSTAN SAVAŞI NE KADAR MÜMKÜN?

Atina yönetimine yakınlığıyla bilinen Eleftheros Typos gazetesi, Alman gazetesi Münchner Merkur’ün Yunanistan doğumlu Genel Yayın Yönetmeni Georg Anastasiadis’in yazısına yer verdi. Almanca orijinalinde ‘Ege adalarında ihtilaf: Erdoğan Avrupa’yı bir sonraki savaşla tehdit ediyor’ başlığıyla verilen yorum, Eleftheros Typos’un sayfalarına ‘Türkiye-Yunanistan savaşı ne kadar mümkün?’ başlığıyla taşındı.

Georg Anastasiadis, analizinin tamamında Türkiye’yi suçlayan yorumlara yer verdi, Atina ve Berlin’in muhtemel bir göçmen akınına karşı aynı gemide olduğunu savundu.

GÖZLER NATO ZİRVESİ’NE ÇEVRİLDİ

CNN Yunanistan ise, ‘Türk provokasyonları-Atina yeni bir diplomatik koşuya hazırlanıyor’ başlığıyla 28 Haziran’da İspanya’nın başkenti Madrid’de gerçekleşecek NATO zirvesini işaret etti.

Yunanistan’ın Türkiye’yi bir kez daha Avrupa Komisyonu’na şikayet edeceğini yazan CNN, Başbakan Kiryakos Miçotakis’in de Güney Kıbrıs’ı ziyaret edeceğini aktardı. CNN Yunanistan’a göre, Atina’nın asıl hedefinde NATO zirvesi var ve Türkiye ittifak üyelerine şikayet edilecek. Yunanistan tarafının merak ettiği en önemli başlık ise, ABD Başkanı Joe Biden’ın Madrid’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la görüşüp görüşmeyeceği. CNN Yunanistan’a göre, Biden NATO zirvesinde Yunan Başbakan Miçotakis ile bir araya gelebilir.

Efes-2022 tatbikatının son gününde İzmir’de kürsüye çıkan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamaları, Yunanistan’da depreme yol açtı. Erdoğan’ın “Şaka yapmıyorum, ciddi konuşuyorum. Sonu felaketle biter. Bir asır önce olduğu gibi pişmanlıkla sonuçlanacak hamlelerden uzak durmasını, aklını başına almasına davet ediyoruz” demesi Yunan medyasında ‘Yeni Küçük Asya felaketiyle’ tehdit!’ başlıklarıyla sunuldu. Yunanistan Dışişleri Bakanlığı ise apar topar 16 harita yayınladı.

Yunan televizyonunda skandal sözler
Erdoğan Yunanistan’da deprem etkisi yarattı!

BİR DÖNÜM NOKTASI: WASHINGTON ZİYARETİ

Yunan bağımsızlık savaşının iki yüzüncü yılı için ABD’nin başkenti Washington’da 17 Mayıs tarihinde ağırlanan Yunan Başbakan Miçotakis, Beyaz Saray’da ABD lideri Joe Biden’la görüştü. Yunan bayrağının renkleri mavi-beyaz kravat takan ABD lideri, Miçotakis’i ‘Ben Joe Bidenopulos’ cümlesiyle karşıladı.

Miçotakis ABD Kongresi’ndeki konuşmasında Türkiye’yi hedef aldı, Washington’da Türkiye’nin programından çıkarıldığı F-35 jetlerinin Yunanistan’a satışı da konuşuldu.

Miçotakis, ABD Kongresi’nde Kıbrıs’ta iki devletli bir çözümü asla kabul etmeyeceklerini vurgulayıp Türkiye’ye suçlamalarda bulundu: “Siz değerli Kongre üyelerinden, son 48 yılda Helenizm’in bitmeyen acılarına neden olan açık yarayı unutmamanızı rica ediyorum. Kıbrıs’ın bölünmesinden bahsediyorum. Bu meselenin uluslararası hukuka göre ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin ilgili kararları doğrultusunda çözülmesi gerekiyor. Dün Başkan Biden’a da söylediğim gibi, Kıbrıs’ta kimse iki devletli bir çözümü asla kabul edemez.”

Kıbrıs açıklamaları Kongre üyeleri tarafından ayakta alkışlanan Yunan lider, Türkiye’nin adını anmadan hava sahası ihlallerine de değindi: “Şu konuda kesinlikle net olmak istiyorum. Egemenliğimizi ve toprak haklarımızı ihlal eden açık saldırı eylemlerini kabul etmeyeceğiz ve bu eylemler Yunan adaları üzerinde derhal durdurulması gereken uçuşları da içeriyor.”

Washington turunun ardından bayram eden Atina’daki havanın dağılmasına, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 23 Mayıs Pazartesi günü kurduğu “Artık benim için Miçotakis diye birisi yok” cümlesi yetti.

YUNANİSTAN’IN DOĞU AKDENİZ’DEKİ DOSTLARI

Türkiye-Yunanistan ilişkilerinde, özellikle 2020 yazında Doğu Akdeniz’de büyük bir kapışma yaşandı. Türkiye Akdeniz’e savaş gemilerinin eşlik ettiği araştırma gemisi gönderdi. Ankara’nın hamlesiyle çaresiz kalan Yunanistan, başta Fransa ve ABD olmak üzere Mısır, İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri ve hatta Suudi Arabistan’la tatbikatlara girişti. Atina yönetimi, geride kalan iki yılda silahlanmaya milyarlarca euro harcadı.

Yunanistan Fransa’dan Rafale jetleri ve savaş gemileri satın aldı, Paris ise geçtiğimiz Mart ayında başkent Atina’ya uçak gemisi Charles de Gaulle’ü yolladı.

Gerilimde açık şekilde Yunanistan’ın tarafını tutan ABD ise, Girit Adası’ndaki Suda Üssü’ne uçak gemisi gönderdi. USS Dwight D. Eisenhower’ın başını çektiği, 22 savaş gemisi ve 5 bin 600 askerden oluşan Taarruz Gücü, ABD tarafından Yunanistan’a destek için Doğu Akdeniz’e yollandı.

Suda’yı Doğu Akdeniz’de adeta kendi üssü haline getiren ABD ordusu, ayrıca dönemin Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’yu da Girit’teki üste ağırladı. Pompeo, Yunan Başbakan Miçotakis’le birlikte Amerikan uçak gemisi üstünde poz verdi.

2020 yazından itibaren neredeyse her hafta Yunan ordusuyla tatbikat yapan ABD’nin ilgisi, yalnızca Akdeniz’le sınırlı kalmadı. Girit’ten Selanik’e kadar neredeyse tüm Ege Denizi’ni kapsayan ortak tatbikatlara Yunan ve Amerikan özel kuvvetler askerleri katıldı.

Yunan medyası, ABD’nin Yunanistan’da kalıcı üsler elde etmeyi amaçladığını yazdı.

ABD, halihazırda Yunanistan’ın elindeki F-16 savaş uçaklarının modernizasyonunu gerçekleştiriyor. Türkiye’yi F-35 programından çıkaran Washington, Türkiye’ye ayrılan savaş uçaklarının Yunanistan’a verilmesini gündemine almış durumda.

‘Yunan askerleri özel ABD zırhlılarıyla Türkiye sınırında!’
Skandal haritalar!
AB, 110 bin doz maymun çiçeği aşısı alıyor

AB, maymun çiçeği virüsüne karşı önlem alıyor. AB Komisyonunun sağlıktan sorumlu üyesi Stella Kyriakides, AB ülkelerinin sağlık bakanlarıyla gerçekleştirileceği toplantı öncesi açıklamalarda bulundu. Kyriakides, maymun çiçeği virüsüne karşı 110 bin doz aşı temini için Danimarka merkezli biyoteknoloji şirketi Bavarian Nordic ile bugün anlaşmaya imzalanacağını ifade etti. Aşıların AB fonlarıyla satın alınacağını söyleyen Kyriakides, aşıya “en çok ihtiyacı olan” ülkelere ilk doz teslimatlarının Haziran sonunda başlayacağını vurguladı.

Bavarian Nordic’ten yapılan açıklamada da teslimatın hemen başlayacağı ve önümüzdeki aylarda tamamlanacağı ifade edildi.

VAKA SAYISI ARTIYOR

AB Komisyonuna göre 19 üye ülkeden ve ayrıca AB üyesi olmamasına rağmen aşı tedarik edilecek Norveç ve İzlanda’dan yaklaşık 900 maymun çiçeği vakası bildirildi. Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) son açıklamasına göre hastalığın endemik olmadığı ve çoğu Avrupa’nın batısında yer alan ülkelerde olmak üzere dünya genelinde yaklaşık bin 300 maymun çiçeği vakası tespit edildi.

Vakaların yayılmaya başlamasından bu yana Almanya, İspanya ve Danimarka gibi birçok Avrupa ülkesi, aşı satın almak üzere planlarını açıklamıştı.