Meksika’da uyuşturucu karteline operasyon! 10 ölü

Meksika’nın Texcaltitlan şehrinde ordu tarafından Familia Michoacana adlı uyuşturucu karteline operasyon düzenlendi. Meksika Eyaleti Başsavcılığı tarafından yapılan açıklamada, operasyon sırasında kartel üyeleri ile güvenlik güçleri arasında silahlı çatışma çıktığı aktarılarak, 10 kartel üyesinin etkisiz hale getirildiği ve 4’ü yaralı olmak üzere 7 kartel üyesinin ise tutuklandığı ifade edildi. Açıklamada, operasyon sırasında güvenlik güçlerinden 3 kişinin de hafif yaralandığı aktarılarak, yaralılardan 2’sinin tıbbi müdahale için hastaneye kaldırıldığı belirtildi.

Güvenlik güçleri, yapılan operasyon sonucunda Familia Michoacan karteline ait 5 araç, 20 adet R-15 tipi uzun namlulu silah, çok sayıda tabanca ve askeri teçhizata el koydu.

SON DAKİKA: Yunan medyasından Türkiye manşeti!

Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’in Washington ziyaretiyle rayından çıkan Türk-Yunan ilişkilerinde gerilim düşmüyor. Yunan medyası, bugün bir kez daha çok farklı haberlerle Türkiye’yi manşetinden sundu.

Kathimerini gazetesi, Atina yönetiminin bu yaz mevsiminde Ankara’nın muhtemel iki hamlesini beklediğini yazdı. Gazetenin Yunanca sayfasında ‘Erdoğan sıcaklığı artırıyor – Türkiye tarafından planlanan iki hamle ve ABD’nin rolü’, İngilizce sayfasında ise ‘Atina Ankara’nın tansiyonu artırdığını görüyor’ başlığıyla yer alan analiz, Vassilis Nedos imzalı.

Kathimerini’ye göre, Türkiye uluslararası anlaşmalara göre silahsız olması gereken Ege Denizi adalarının ‘statüsü’nü Birleşmiş Milletler’e (BM) taşıyarak ‘resmi bir meydan okuma’ya girişebilir. Atina, Ankara’nın Türkiye’nin BM Daimi Temsilcisi Feridun Sinirlioğlu aracılığıyla Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği’ne bir mektup göndermesini ya da bir nota vermesini bekliyor. Yunanistan’ın Türkiye’nin adımına karşılık vermeye hazır olduğunu yazan Kathimerini, Atina yönetiminin geçen ay BM’ye adaların ‘statüsü’ne ilişkin bir mektup sunduğunu kaydediyor.

Kathimerini, Girit ve Rodos adaları arasına Türkiye tarafından bir araştırma gemisinin gönderilmesini ise muhtemel ikinci hamle olarak yazdı. Atina yönetimi, Ankara’nın Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’na (TPAO) 28’inci meridyenin batısında yeni bir arama ruhsatı vermesini bekliyor. Gazeteye göre, Türkiye söz konusu adımla Kaş’ın karşısında yer alan Meis Adası çevresinde dile getirdiği kıta sahanlığı ya da münhasır ekonomik bölge haklarını daha da ileriye taşımış olacak.

Gazete, Atina’nın yaz aylarında gerilimin artmasına neredeyse kesin gözüyle baktığını, Ankara ile iletişim halinde olan ABD’nin ise ’emniyet valfi’ olabileceğini kaydetti. Analizde, Yunan tarafının Washington’ın Ankara’ya tutumunu yumuşatmasını yönünde tavsiye vermesini umduğu belirtildi.

TERÖR ÖRGÜTÜ PAÇAVRALARIYLA TÜRK KONSOLOSLUĞUNA SALDIRI

Kathimerini’deki bir başka haberde ise, başkent Atina’daki Psychiko semtinde yer alan Türk konsolosluğunun Rubicon (Ruvikonas) isimli anarşist grubunun saldırısına uğradığı bildirildi. Motosikletleriyle konsolosluk önüne gelen saldırganların terör örgütü PKK’ya ait paçaravları taşıdığı görüldü.

TA NEA: SICAK BİR YAZIN SENARYOLARI

Ta Nea gazetesi de Kathimerini’ye benzer şekilde bir analize sayfasında yer verdi. ‘Tansiyonu artıracak Türk hamleleri-Sıcak bir yazın senaryoları’ başlığıyla yayınlanan analizde, Atina’da kapalı kapılar ardında konuşulanlar aktarıldı. Analize göre, Türkiye Yunanistan’ın tepkisin test etmek için yeni araştırma gemilerini Ege Denizi veya Doğu Akdeniz’e gönderebilir. Söz konusu adım hem Yunanistan Dışişleri Bakanlığı hem de Savunma Bakanlığı koridorlarında konuşuluyor.

Ta Nea da Türk araştırma gemilerinin muhtemel rotasının Girit ve Rodos arasındaki bölge olabileceğini yazdı. Gazete, Ankara’nın Libya ile imzaladığı deniz yetki alanları anlaşmasını sahaya yansıtmayı deneyebileceğini dile getirdi.

Ta Nea’nın manşetinde ise eski Savunma Bakan Yardımcısı general Alkiviadis Stefanis’in Türkiye’yi hedef alan sözleri var. ‘Erdoğan’ın Yunanistan savaşı hibrit-Bir Yunan general neler söyledi?’ başlığıyla sunulan haberde, Ankara’nın hedefinin Atina’yı müzakere masasına getirmek olduğu savunuldu.

ELEFTHEROS TYPOS: TÜRKİYE-YUNANİSTAN SAVAŞI NE KADAR MÜMKÜN?

Atina yönetimine yakınlığıyla bilinen Eleftheros Typos gazetesi, Alman gazetesi Münchner Merkur’ün Yunanistan doğumlu Genel Yayın Yönetmeni Georg Anastasiadis’in yazısına yer verdi. Almanca orijinalinde ‘Ege adalarında ihtilaf: Erdoğan Avrupa’yı bir sonraki savaşla tehdit ediyor’ başlığıyla verilen yorum, Eleftheros Typos’un sayfalarına ‘Türkiye-Yunanistan savaşı ne kadar mümkün?’ başlığıyla taşındı.

Georg Anastasiadis, analizinin tamamında Türkiye’yi suçlayan yorumlara yer verdi, Atina ve Berlin’in muhtemel bir göçmen akınına karşı aynı gemide olduğunu savundu.

GÖZLER NATO ZİRVESİ’NE ÇEVRİLDİ

CNN Yunanistan ise, ‘Türk provokasyonları-Atina yeni bir diplomatik koşuya hazırlanıyor’ başlığıyla 28 Haziran’da İspanya’nın başkenti Madrid’de gerçekleşecek NATO zirvesini işaret etti.

Yunanistan’ın Türkiye’yi bir kez daha Avrupa Komisyonu’na şikayet edeceğini yazan CNN, Başbakan Kiryakos Miçotakis’in de Güney Kıbrıs’ı ziyaret edeceğini aktardı. CNN Yunanistan’a göre, Atina’nın asıl hedefinde NATO zirvesi var ve Türkiye ittifak üyelerine şikayet edilecek. Yunanistan tarafının merak ettiği en önemli başlık ise, ABD Başkanı Joe Biden’ın Madrid’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la görüşüp görüşmeyeceği. CNN Yunanistan’a göre, Biden NATO zirvesinde Yunan Başbakan Miçotakis ile bir araya gelebilir.

Efes-2022 tatbikatının son gününde İzmir’de kürsüye çıkan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamaları, Yunanistan’da depreme yol açtı. Erdoğan’ın “Şaka yapmıyorum, ciddi konuşuyorum. Sonu felaketle biter. Bir asır önce olduğu gibi pişmanlıkla sonuçlanacak hamlelerden uzak durmasını, aklını başına almasına davet ediyoruz” demesi Yunan medyasında ‘Yeni Küçük Asya felaketiyle’ tehdit!’ başlıklarıyla sunuldu. Yunanistan Dışişleri Bakanlığı ise apar topar 16 harita yayınladı.

Yunan televizyonunda skandal sözler
Erdoğan Yunanistan’da deprem etkisi yarattı!

BİR DÖNÜM NOKTASI: WASHINGTON ZİYARETİ

Yunan bağımsızlık savaşının iki yüzüncü yılı için ABD’nin başkenti Washington’da 17 Mayıs tarihinde ağırlanan Yunan Başbakan Miçotakis, Beyaz Saray’da ABD lideri Joe Biden’la görüştü. Yunan bayrağının renkleri mavi-beyaz kravat takan ABD lideri, Miçotakis’i ‘Ben Joe Bidenopulos’ cümlesiyle karşıladı.

Miçotakis ABD Kongresi’ndeki konuşmasında Türkiye’yi hedef aldı, Washington’da Türkiye’nin programından çıkarıldığı F-35 jetlerinin Yunanistan’a satışı da konuşuldu.

Miçotakis, ABD Kongresi’nde Kıbrıs’ta iki devletli bir çözümü asla kabul etmeyeceklerini vurgulayıp Türkiye’ye suçlamalarda bulundu: “Siz değerli Kongre üyelerinden, son 48 yılda Helenizm’in bitmeyen acılarına neden olan açık yarayı unutmamanızı rica ediyorum. Kıbrıs’ın bölünmesinden bahsediyorum. Bu meselenin uluslararası hukuka göre ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin ilgili kararları doğrultusunda çözülmesi gerekiyor. Dün Başkan Biden’a da söylediğim gibi, Kıbrıs’ta kimse iki devletli bir çözümü asla kabul edemez.”

Kıbrıs açıklamaları Kongre üyeleri tarafından ayakta alkışlanan Yunan lider, Türkiye’nin adını anmadan hava sahası ihlallerine de değindi: “Şu konuda kesinlikle net olmak istiyorum. Egemenliğimizi ve toprak haklarımızı ihlal eden açık saldırı eylemlerini kabul etmeyeceğiz ve bu eylemler Yunan adaları üzerinde derhal durdurulması gereken uçuşları da içeriyor.”

Washington turunun ardından bayram eden Atina’daki havanın dağılmasına, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 23 Mayıs Pazartesi günü kurduğu “Artık benim için Miçotakis diye birisi yok” cümlesi yetti.

YUNANİSTAN’IN DOĞU AKDENİZ’DEKİ DOSTLARI

Türkiye-Yunanistan ilişkilerinde, özellikle 2020 yazında Doğu Akdeniz’de büyük bir kapışma yaşandı. Türkiye Akdeniz’e savaş gemilerinin eşlik ettiği araştırma gemisi gönderdi. Ankara’nın hamlesiyle çaresiz kalan Yunanistan, başta Fransa ve ABD olmak üzere Mısır, İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri ve hatta Suudi Arabistan’la tatbikatlara girişti. Atina yönetimi, geride kalan iki yılda silahlanmaya milyarlarca euro harcadı.

Yunanistan Fransa’dan Rafale jetleri ve savaş gemileri satın aldı, Paris ise geçtiğimiz Mart ayında başkent Atina’ya uçak gemisi Charles de Gaulle’ü yolladı.

Gerilimde açık şekilde Yunanistan’ın tarafını tutan ABD ise, Girit Adası’ndaki Suda Üssü’ne uçak gemisi gönderdi. USS Dwight D. Eisenhower’ın başını çektiği, 22 savaş gemisi ve 5 bin 600 askerden oluşan Taarruz Gücü, ABD tarafından Yunanistan’a destek için Doğu Akdeniz’e yollandı.

Suda’yı Doğu Akdeniz’de adeta kendi üssü haline getiren ABD ordusu, ayrıca dönemin Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’yu da Girit’teki üste ağırladı. Pompeo, Yunan Başbakan Miçotakis’le birlikte Amerikan uçak gemisi üstünde poz verdi.

2020 yazından itibaren neredeyse her hafta Yunan ordusuyla tatbikat yapan ABD’nin ilgisi, yalnızca Akdeniz’le sınırlı kalmadı. Girit’ten Selanik’e kadar neredeyse tüm Ege Denizi’ni kapsayan ortak tatbikatlara Yunan ve Amerikan özel kuvvetler askerleri katıldı.

Yunan medyası, ABD’nin Yunanistan’da kalıcı üsler elde etmeyi amaçladığını yazdı.

ABD, halihazırda Yunanistan’ın elindeki F-16 savaş uçaklarının modernizasyonunu gerçekleştiriyor. Türkiye’yi F-35 programından çıkaran Washington, Türkiye’ye ayrılan savaş uçaklarının Yunanistan’a verilmesini gündemine almış durumda.

‘Yunan askerleri özel ABD zırhlılarıyla Türkiye sınırında!’
Skandal haritalar!
İngiltere’den sığınmacıları Ruanda’ya götürecek ilk uçak bu akşam kalkacak

Bugünkü ilk uçakta yer alması planlanan onlarca sığınmacı, sınır dışı edilmelerine karşı bireysel itirazlarda bulunup davalarını kazanarak listeden çıkarıldı.

Geri kalan 7-8 sığınmacının üçünün daha bugün kalkıştan önce itirazda bulunması bekleniyor. Uçağın tamamen engellenmesine yönelik son girişim dün temyiz mahkemesi tarafından reddedildi.

Uçuşun maliyetinin 500 bin sterlini aşması bekleniyor ancak yetkililer bu yolla insan kaçakçılarının girişimlerini sekteye uğratmayı hedeflediklerini belirtiyor.

Sığınmacıları Ruanda’ya gönderme planına tepki gösteren muhalif politikacıların yanı sıra Anglikan Kilisesi liderleri de planı kınayan açıklamalar yaptı.

Bir hükümet sözcüsü, son dakika yasal itirazların sürmesinin beklendiğini ancak uçuşları başlatmaktan “vazgeçilmeyeceğini” kaydetti.

Sözcü, sığınmacıları Doğu Afrika ülkesi Ruanda’ya göndermenin “insan kaçakçılarının iş modelini yıkacağını” ve “nihayetinde hayat kurtaracağını” söyledi.

Bu akşam yapılacak uçuşun aslında onlarca yolcuyu taşıması planlanıyordu. Ancak listedeki sığınmacıların çoğu sınır dışı edilmeye karşı bireysel itirazlarında başarılı oldu.

Uçakta kaç kişinin gönderileceği tam olarak belli değildi. İçişleri Bakanlığı dün gece bu sayının 8 olduğunu açıklarken, Care4Calais adlı sığınmacılara yönelik yardım kuruluşu sayının 7’ye düştüğünü söyledi.

BBC’ye konuşan bir hükümet yetkilisi, “insanları uçuşta tutmak için ellerinden geleni yapacaklarını” ancak sığınmacıların gönderilmesine karşı kampanya yürütenler ve plana muhalif avukatların da geri kalan sığınmacıların bugün uçuştan çıkarılması için her türlü boşluğu kullanmalarını beklediklerini söyledi.

‘BRİTANYA’YI UTANDIRAN POLİTİKA’
Anglikan Kilisesi’nin üst düzey liderleri Times gazetesine yazdıkları mektupta planı, “Britanya’yı utandıran ahlak dışı bir politika” olarak nitelendirdi.

Canterbury ve York Başpiskoposları ile Lordlar Kamarası’nda görev yapan 20’den fazla piskopos tarafından imzalanan mektupta, sınır dışı edilenlerin “sığınma taleplerinin dikkate alınmadığı… ya da içinde bulundukları durumu anlamaya yönelik herhangi bir girişimde bulunulmadığı” belirtildi.

İngiltere Kilisesi’nin tüm üst düzey yöneticileri tarafından imzalanan mektupta, Ruanda’ya gönderilenlerin İngiltere’deki aileleriyle yeniden bir araya gelme şanslarının olmadığı belirtildi.

“Birçoğu tarifsiz dehşetten kaçan çaresiz insanlar… Herkese sığınma hakkı tanıyamayız, ancak etik sorumluluklarımızı bir kenara bırakmamalı ya da sığınma talebinde bulunma hakkını koruyan uluslararası hukuku göz ardı etmemeliyiz.”

SIĞINMACILARI RUANDA’YA GÖNDERME PLANI NE İÇERİYOR?

Başbakan Boris Johnson, bazı sığınmacıların Ruanda’ya gönderilmesini içeren beş yıllık denemeyi duyurdu; bunun maliyeti 120 milyon sterlin olacak
160’tan fazla yardım kuruluşu ve kampanya grubu plana karşı çıkıyor ve bunların küçük bir kısmı yasal mücadele başlattı
İçişleri Bakanlığı avukatları planın kamu yararına olduğunu söylüyor, Yüksek Mahkeme de aynı fikirde
Kampanyacılar karara yasal itirazda bulundu ancak başarısız oldular

Yargıçlar önümüzdeki ay bu politikanın yasal olup olmadığını değerlendirecek; yasa dışı olduğuna karar verilirse bazı kişiler Ruanda’dan İngiltere’ye geri gönderilebilir.

Salı günkü uçuş, İngiltere’ye yasadışı yollardan girdiği düşünülen bazı sığınmacıların Ruanda’ya gönderilerek orada sığınma talebinde bulunmalarını öngören beş yıllık bir denemenin ilk uçuşu olacak.

Ruanda hükümeti başvurularını değerlendirirken bu kişilere kalacak yer ve destek sağlanacak ve eğer başarılı olurlarsa beş yıla kadar eğitim ve desteğe erişimle birlikte Doğu Afrika ülkesinde kalabilecekler.

Sığınma talepleri başarısız olursa, diğer göçmenlik yollarına başvurma şansı sunulacak, ancak Ruanda’dan sınır dışı edilmekle karşı karşıya kalabilecekler.

Pazartesi günü, temyiz mahkemesi hakimleri, hükümetin politikalarını uygulamasının “kamu yararına” olduğu yönündeki önceki bir kararı kabul ederek, ilk sınır dışı uçuşunun devam edebileceğine karar verdi.

Plana karşı çıkan kampanyacılar, önümüzdeki ay politikanın yasal olup olmadığına ilişkin tam bir duruşma yapılmadan önce uçağın kalkışını durdurmayı hedefliyordu.

Pazartesi günü Avam Kamarası’nda konuşan İşçi Partisi İçişleri Sözcüsü Yvette Cooper plan için “İngiltere’ye yakışmıyor” dedi.

SIĞINMACILAR İNGİLTERE’YE NEREDEN GELİYOR?

Yakın zamana kadar Manş Denizi’ni geçen sığınmacıların çoğu İran’dan geliyordu. Bu oran 2018’de yüzde 80, 2019’da ise yüzde 66’ydı.

Fakat artık daha geniş bir bileşim var. Geçen yıl küçük teknelerle gelenlerin yüzde 30’u İranlı, yüzde 21’i Iraklı, yüzde 11’i Eritreli ve yüzde 9’u Suriyeli idi.

Gelenlerin yaklaşık yüzde 75’i 18 ila 39 yaş arasındaki erkeklerden oluşuyordu.

2021’de 28 bin 526 kişinin küçük teknelerle Manş Denizi’ni geçtiği biliniyor. Bu yılki toplam rakamın çok daha yüksek olması bekleniyor.

Kaynak: BBC Türkçe

Trump, Kongre baskını davası için ‘düzmece’ dedi!

Trump yayımladığı 12 sayfalık açıklamasında, soruşturmanın Amerikalıların dikkatini Demokratların liderliğindeki “feci” yönetimden uzaklaştırmak için yürütüldüğünü ileri sürdü.

Kongre’de Demokratların öncülüğünde oluşturulan komitede görülen duruşmalarda, Donald Trump’ın Kongre baskınını koordine ederek bir darbe girişimi planladığı öne sürülmüştü.

Pazartesi günü yapılan duruşmada, Trump’ın danışmanları arasında mağlubiyetle biten seçim sonuçlarını kabul edip etmeme konusunda görüş ayrılıkları olduğuna dair ayrıntılı kanıtlar da sunulmuştu.

Seçimlere usulsüzlük karıştığı yönündeki asılsız ve doğru olmayan iddiaları ortaya atan Başkan Donald Trump’ın çağrısıyla 6 Ocak 2021’de başkent Washington DC’de binlerce kişi toplanmıştı.

Trump, Beyaz Saray önünde destekçilerine yaptığı konuşmada, “Asla vazgeçmeyeceğiz, yenilgiyi asla kabul etmeyeceğiz” demişti. Ardından kalabalık, Kongre binasına baskın düzenlemişti.

‘BU FELAKET ONLARIN ESERİ’

Yazılı açıklamasında “6 Ocak olaylarından 17 ay sonra, Demokratlar hâlâ çözüm üretmekten uzaklar,” ifadelerini kullanan Trump, 2020’deki ırkçılık karşıtı gösterileri hatırlatarak sözlerini şöyle sürdürdü:

“Radikal solun birkaç ay öncesinde nasıl kargaşa ve ölüme yol açtığından hiç bahsetmeden gündemi milletin başarısızlığa doğru ilerlemesinden uzaklaştırmaya çalışıyorlar.

“Şüphesiz bu hükümetin idaresi kendilerindedir. Bu felaket onların eseridir. Bu duruşmalar sayesinde başarısızlıklarının üzerini örtebileceklerini umuyorlar.”

Açıklamasının önemli bir bölümünde seçimlere hile karıştırıldığı yönündeki temelsiz iddialarını tekrarlayan Trump, 6 Ocak olayları hakkındaki soruşturmayı yürüten komiteyi de vatan hainliğiyle suçladı.

ABD Başkanı Joe Biden’ı “düşük” olarak nitelendiren Trump, komitedeki davanın kendisinin 2024 seçimlerinde aday olmasının önüne geçmek için yapıldığını öne sürdü ve sözlerini “Ülkemiz kafa üstü çakılmaya gidiyor,” ifadeleriyle bitirdi.

ABD Kongresi’ndeki komite Cumhuriyetçi Parti’nin tamamen bağımsız bir soruşturma açılması yönündeki çabaları bloke etmesinin ardından Demokrat Partililerin öncülüğünde kuruldu.

Mississippi Kongre Üyesi Bennie Thompson’ın başkanlık ettiği heyet, yedi Demokrat ve iki Cumhuriyetçi üyeden oluşuyor.

Komitenin iki Cumhuriyetçi üyesi, Wyoming’den Liz Cheney ve Illinois’den Adam Kinzinger, sıkı birer Donald Trump karşıtı.

Komite sadece 6 Ocak 2021’de düzenlenen baskına değil, 2020 seçim sonuçlarının iptal edilmesini hedefleyen girişime de kapsamlı bir bakış sunmayı amaçlıyor.

Duruşmalar sonrası üyelerin bir rapor hazırlamaları ve Eylül ayında yeni bir duruşma ile vardıkları sonuçları kamuoyuna açıklamaları bekleniyor.

ABD’deki Kongre baskınında dört kişi ölmüş, 100’den fazla polis memuru yaralanmıştı. Olayın ardından dört polis memuru da intihar etmişti.

Kaynak: BBC Türkçe

Küba’daki protestolara katılanlara 25 yıla kadar hapis

Küba’nın başkenti Havana’da binlerce Kübalı geçtiğimiz Temmuz ayında Kovid-19 sırasında ülkede kötüleşen ekonomik koşulları protesto etmek için hükümet karşıtı gösteriler düzenlemişti. Başsavcılık devlet medyası tarafından yapılan açıklamada, protestolara katılan 381 kişiden 297’sinin sabotaj, kamu düzenini bozma suçlarından beş ila 25 yıla kadar hapis cezasına çarptırıldığını söyledi. Açıklamada, 15’inin yaşı küçük olmak üzere 84 kişiye ise hapis cezası verilmediği kaydedilirken, “Başsavcılık, sosyalist devletimizin anayasal düzenine ve istikrarına saldıran 11 Temmuz 2021 olaylarına verilen hukuki yanıt hakkında kamuoyunu bilgilendirmeye devam ediyor” denildi.

Protestolarda göstericilerden bazıları, “kahrolsun diktatörlük” ve “özgürlük istiyoruz” sloganları atarak Başkan Miguel Diaz-Canel’in hükümetini doğrudan hedef almış, hükümet ise ABD’yi gösterileri finanse etmek ve kışkırtmakla suçlamıştı.

Skandal üç ay sonra ortaya çıktı! Kameralar önünde çırılçıplak soydular

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinde adım adım bir kırılma noktası yaşanırken, gece yarısı en doğudan en güneye tüm şehirlerde sirenler çaldı. BBC Rusça, Rusya sınırındaki Ukrayna’nın ikinci büyük kenti Harkov’dan Karadeniz kıyısındaki Odesa’ya kadar sirenlerin duyulduğunu bildiriyor.

Yerel medya, Harkov ve Odesa’nın yanı sıra Zaporijya, Sumi, Donetsk, Dnepropetrovsk, Poltava, Çerkasi ve Kirovohrad’da hava saldırı sirenlerinin çalındığını yazdı. Aynı dakikalarda Harkov yakınlarında çok sayıda patlama gerçekleşti.

Başkent Kiev çevresinde hezimete uğradıktan sonra Donbas’ı işgale odaklanan Rus ordusu, sokak savaşlarına sahne olan Severodonetsk kentine ulaşan tüm köprüleri yıktı. Lugansk bölge valisi Sergey Hayday, kentin dışarıyla bağlantısının kesildiğini, kente ikmal yapmanın ve sivilleri tahliye etmenin imkansız hale geldiğini söylüyor.

“Kentte bulunanlar aşırı zor koşullarda hayatta kalmaya çalışıyor” diyen Hayday, Pazartesi günü yaptığı açıklamada Severodonetsk’in yüzde 80’ine yakınının Rusların kontrolünde olduğunu ancak işgalcilerin kenti ablukaya alamadıklarını belirtmişti.

Rus yanlısı ayrılıkçı Donbas bölgesinin ordu sözcüsü Eduard Basurin, Severodonetsk’teki Ukraynalı askerleri tehdit ederek “Ya teslim olun ya da ölün” dedi.

Halihazırda kilit şehir Severodonetsk’e Ukrayna ordusunun sınırlı bir askeri erişimi bulunuyor.

Dört ay önce 100 bin kişinin yaşadığı Severodonetsk’te sokak savaşları haftalardır sürüyordu.

Severodonetsk ve kardeş şehri Lisiçansk, Rus ayrılıkçıların bulunduğu Luhansk bölgesinde, Ukraynalı güçlerin kontrolünde kalan son iki yerdi. İki kentte yaklaşık 15 bin sivilin kaldığı tahmin ediliyor.

AĞIR SİLAHLAR BEKLENİYOR

Ukrayna lideri Vladimir Zelenskiy ise, Donbas’taki savaşın ‘korkunç’ bir can kaybına yol açtığını kaydediyor. Ukrayna Savunma Bakanı Oleksiy Reznikov, geçen hafta savaşta her gün yaklaşık 100 askerlerini kaybettiklerini ve günde ortalama 500 askerin de yaralandığını aktarmıştı.

Ukraynalı yetkililer ayrıca Batı’nın ülkeye gönderme sözü verdiği silahların zamanında ulaşmadığını dile getiriyor. BBC’ye konuşan Ukrayna Savunma Bakanlığı danışmanı Yuri Sak, “Söz verilen ağır silahlar ulaşmış olsaydı kenti daha etkili savunabilirdik” dedi.

Rusya’nın mühimmat avantajının ‘ezici’ olduğunu ifade eden Sak, Rusların günde ortalama 50 bin atış yaptıklarını söyledi. ABD, İngiltere ve Almanya, geçtiğimiz haftalarda Ukrayna’ya uzun menzilli füze göndereceklerini açıklamıştı.

YASAK KELİMELER

Donbas’taki Donetsk ve Lugansk bölgelerinde Moskova’nın desteklediği Rus yanlısı ayrılıkçılar 2014’te silahlı isyana girişti. Ayrılıkçılar, iki bölgede de toprak elde edip kağıt üstünde bağımsızlık ilan etti.

Rus lider Vladimir Putin, Ukrayna’yı işgale girişmeden iki gün önce Donetsk ve Lugansk’ın bağımsızlıklarını tanıdıklarını duyurdu.

Ukrayna işgalinde binlerce askeri öldürülen, albay ve üstü rütbelerindeki kaybı 60’ı aşan Rusya’da ‘savaş’, ‘işgal’, ‘istila’ ya da ‘saldırı’ gibi kelimeleri kullanmak yasak.

Kremlin ve medyası, Ukrayna işgalini ‘özel askeri operasyon’ olarak adlandırıyor ve resmi açıklamalar dışında sosyal medyada herhangi bir haber paylaşmak 15 yıla kadar hapisle cezalandırılabiliyor.

SORMORSKY POLİS MERKEZİNİN KAMERALARI KAYITTAYDI

İşgalin ilk haftalarında Putin’in memleketi St. Petersburg dahil Rusya’nın neredeyse her kentinde savaş karşıtları sokağa döküldü. İşgali protesto eden binlerce insan gözaltına alınırken, Moskova’nın doğusundaki Nizhny Novgorod’daki skandal üç ay sonra ortaya çıktı.

Nizhny Novgorod polisi, Ukrayna işgalini protesto için yürüyen kalabalıktan yüzlerce insanı araçlara bindirip Sormovsky polis merkezine taşıdı.

Polis merkezinde yaşları 18 ila 27 arasında değişen 20 kadına kameralar önünde soyunmaları emredildi. Kadın polisler tarafından uygulanan emir sırasında kapılar açıktı.

Göstericilerin avukatı Olimpiada Usanova, bazıları öğrenci olan kadın göstericilerin önce beş kez çıplak halde ve çömelmeleri istenerek arandığını söylüyor. Peşinden kapatıldıkları hücrede güvenlik kamerasının önünde bir kez daha soyunmaya zorlandılar.

Aşağılayıcı uygulama bir sonraki gün de sürdü. Mart ayında gerçekleşen skandal, mağdurların şikayetlerini haberleştiren cherta.media sayesinde ancak Haziran ayında gün yüzüne çıkabildi.

Mahkemeye başvuranlardan biri, 18 yaşındaki öğrenci Ekaterina Devyatkina. Polis merkezinde çok yavaş ve alaycı bir şekilde üstlerinin arandığını belirten Devyatkina, bir kadın memur tarafından iç çamaşırını da çıkarmasının emredildiğini aktarıyor.

22 yaşındaki Yevgeniya ise çırılçıplak soyunma emrinden önce gözaltındaki kadınlara ‘tavşan’ ve ‘yavru kedi’ gibi kelimelerle hitap edildiğini anlatıyor.

Nizhny Novgorod sakinlerinden Zemfira Suleimanova, Taisiya Kudelkina, Natalya Nevar ve Irina M, gözaltına alınan kadınlardan bazıları.

Polis merkezindeki skandalın ardından mağdurlar protestoya katıldıkları için 260’şar dolar para cezası ödediler. Halihazırda görülen davada ise kadınlardan her biri 2’şer bin dolar tazminat talep ediyor.

Rusya’da yapılan anketlere göre, nüfusun yüzde 80’i Ukrayna’nın işgal edilmesine destek veriyor. Ancak anketlerin ne kadar güvenilir olduğu şüpheli. Çünkü Rusya gibi ülkelerde insanlar anketlerde gerçek düşüncelerini söylemekten korkuyor.

İki ülkeden Kuzey Kore mesajı! ‘Kesin bir yanıtla karşılanacak’

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile Güney Kore Dışişleri Bakanı Park Jin ABD’nin başkenti Washington DC’de bir araya geldi. Düzenlediği ortak basın toplantısında konuşan Blinken, Kuzey Kore’nin nükleer test denemelerine devam etmesi durumunda, ABD’nin müttefikleriyle birlikte hızlı bir şekilde yanıt vereceğini ve Kuzey Kore’nin rotasını değiştirene kadar ABD’nin, Kuzey Kore üzerindeki baskıyı sürdüreceğini ifade etti.

“Ön koşulsuz diyaloğa açığız”

Blinken, “Kore Yarımadası’nın nükleer silahlardan arındırılmasına devam edeceğiz. ABD’nin Kuzey Kore’ye karşı kesinlikle düşmanca bir niyeti olmadığını belirtmek istiyorum. Ön koşulsuz diyaloğa açığız. Covid-19 aşıları da dahil olmak üzere Kuzey Kore halkını desteklemek istiyoruz. Basitçe söylemek gerekirse hedefimiz, Pyongyang’daki rejim rota değiştirene kadar baskıyı sürdürmeye devam etmektir” dedi.
Blinken açıklamasının devamında, “Kuzey Kore’nin böyle bir teste devam etmesi durumunda hızlı bir şekilde yanıt verebilmek için Güney Kore, Japonya ve diğer müttefiklerimiz ve ortaklarımızla yakın temas halindeyiz” ifadelerini kullanarak, Güney Kore ve ABD’nin Hint Pasifik ekonomik çerçevesini geliştirmek ve Rusya’nın Ukrayna’yı işgali gibi küresel güvenlik sorunları üzerinde odaklandığını belirtti.

“Kuzey Kore’nin provokasyonları birleşik ve kesin bir yanıtla karşılanacak”

Güney Kore Dışişleri Bakanı Park ise yaptığı açıklamada, nükleer denemeler de dahil olmak üzere Kuzey Kore’nin her türlü provokasyonunun birleşik ve kesin bir yanıtla karşılanacağını söyledi. Park, “Bakan Blinken ile Kuzey Kore’nin son zamanlarda gerçekleştirdiği füze denemelerinin yanı sıra, daha fazla provokasyon ihtimaline ilişkin değerlendirmelerimizi paylaşıyoruz. Nükleer deneme de dahil olmak üzere herhangi bir Kuzey Kore provokasyonunun ittifakımızdan ve uluslararası toplumdan birleşik ve kesin bir yanıtla karşılanacağını onaylıyoruz. Kuzey Kore’nin nükleer silahların kullanımına ilişkin giderek artan saldırgan söylemiyle ilgili özel endişemizi dile getirdik. Kuzey Kore sorununun, ABD ve Güney Kore için en önemli politika önceliklerinden biri olduğu konusunda anlaştık” dedi.

Meksika’da süpermarketin çatısı çöktü

Meksika’nın başkenti Mexico City’de sağanak yağmur ve dolu yağışı nedeniyle bir süpermarketin çatısı çöktü. Kazanın ardından olay yerine ilk yardım ekiplerinin gelmesi üzerine kazada yaralanan 1 kişi hastaneye kaldırılırken, içeride bulunan yaklaşık 200 müşteri ve 60 çalışan ise tahliye edildi.

Mexico City itfaiyesinden yapılan açıklamaya göre çatının çöken kısmının yaklaşık bin metrekare olduğu ifade edilirken, tahliye sırasında düşen ve köprücük kemiği kırılarak yaralanan bir kadının hastaneye kaldırıldığı belirtildi. Yetkililer kazanın, şiddetli dolu yağışı sebebiyle süpermarketin çatısındaki drenaj borularının tıkanması ve buzun çatıda birikmesi sonucu meydana geldiğini ifade etti.

Kraliçe Elizabeth’in sarayında taşınma telaşı! ‘Tüm dengeleri değiştirebilir’

Milliyet.com.tr – Kraliçe II. Elizabeth babasıVI. George’un ölümünün ardından 6 Şubat 1952 yılında 25 yaşında tahta çıktı. 70 yıl boyunca sayısız başbakana danışmanlık yaptı ve sayısız önemli siyasi meselelerde yer aldı. Kraliçe Elizabeth’in yıllarca tahta kalışını temsil eden Platin Jübile kutlamaları normal şartlarda şubat ayında gerçekleşecekti ancak mevsim şartlarının uygun olmaması sebebiyle kutlamaların haziran ayının ilk haftalarında yapılmasına karar verildi. Ve nitekim2-5 Haziran tarihleri arasında İngiltere’de gerçekleşen Platin Jübile büyük bir coşkuyla kutlandı.

Kraliçe’nin Platin Jübile etkinliği için tüm kraliyet üyeleri bir araya geldi. Platin Jübile’nin kutlandığı 2 Haziran Perşembe ile 5 Haziran Pazar günleri arasında ise İngiltere’de dört gün tatil ilan edildi. Dört gün boyunca halka açık birçok etkinlik düzenlendi. Monarşi tarihinde henüz bir benzeri olmayan kutlamalar çerçevesinde İngiltere’de sadece birkaç gün değil, tüm yıl boyunca dönem dönem etkinlikler gerçekleştirilecek.

‘Kıkırdayan babaanne’nin foyası böyle ortaya çıktı

PRENS HARRY VE MEGHAN MARKLE DA KATILDI

Kutlamalarda 2 yıl önce Kraliyet ailesinden olaylı bir şekilde ayrılan Kraliçe Elziabeth’in torunu, Prenses Diana ve Prens Charles’in oğlu Prens Harry ve eşi Meghan Markle da vardı. Daha kutlamalar başlamadan önce gelip gelmeyecekleri büyük bir merak konusu olan Meghan ve Harry çifti, çocuklarıyla birlikte kutlamalara katıldı. Bu Prens Harry ve Meghan Markle’ın 2020’de Kraliyet ailesindeki görevlerinden ayrılmasının ardından aile üyeleriyle bir araya geldiği ilk resmi etkinlikti. Çocukları Archie ve Lilibet’le birlikte kutlamalara katılmak için hevesli olan ikili Kaliforniya’daki evlerinden Londra’ya özel bir uçakla geldi.

Kraliyet ailesindeki resmi görevlerinden ayrılan ikili elbette resmi törenlerin hiçbirinde yer almadı. Bilinçli bir şekilde geri planda tutulan ikilinin oturma planı bile farklı yapıldı. Uzak sıralarda oturdukları dikkat çeken ikiliyle neredeyse kimse bir araya gelmedi. Özellikle eltiler Cambridge Düşesi Kate ve Sussex Düşesi Meghan’ın tören boyunca hiçbir şekilde bir araya gelmemesi dikkat çekti.

Kraliyet ailesinden ayrıldıktan sarayda yaşananları büyük bir şeffaflıkla dile getiren ikilinin röportajı dünya gündemine bomba gibi düşmüştü. O günlerde başta Kraliçe II. Elizabeth olmak üzere Kraliyet ailesinin üyelerinin tepki gösterdiği bu röportaj uzun bir süre unutulmamıştı. Röportajda kendisinin ve doğacak bebeği Archie’nin ten rengiyle ilgili ırkçılık söylemlerine maruz kaldığını özellikle vurgulayan Meghan Markle yıllar sonra katıldığı Platin Jübile etkinliğinde ‘beyaz elbise’ tercih etti.

Alıntı Metni


WINDSOR SARAYI’NDA HAREKETLİLİK

Kutlamaların ardından Kraliçe II. Elizabeth 70 yılın sonunda Kraliyet ailesinin gelecek yılları için bazı kararlar aldı. İngiliz medyasında yer alan haberlere göre Prens William ve Düşes Kate’in Windsor Kalesi’ne taşınacağı gündemde. Özellikle Prens Harry ve Meghan Markle’ın aileden ayrılmasından sonra gözde çift haline gelen Prens William ve eşi Kate Middleton iddialara göre Windsor’da yeni bir döneme başlayabilir.

Monarşinin geleceğini etkilemesi beklenen iddia öylesine güçlü ki ikilinin çocuklarının okul kayıtlarının bile alınması gündeme geldi. Söylentilere göre 017 yılından beri Kensington Sarayı’nda yaşayan Prens William ve Kate Middleton ise çocuklarının rahatını ön planda tutuyor ve Londra’nın yorucu atmosferinden uzaklaşarak Windsor arazisinde yaşamanın onlara daha iyi geleceğini düşünüyor. Şu anda Battersea’deki hazırlık okulunda olan 8 yaşındaki Prens George ve 7 yaşındaki Prenses Charlotte, düşesin ebeveynlerinin Bucklebury’deki evinin yakınındaki özel bir eğitim kurumuna gidecek ve eylül ayında onlara 4 yaşındaki küçük erkek kardeşleri Prens Louis de katılacak.

Alıntı Metni

Cambridge Dükü ve Düşesi’nin bir gün Windsor Sarayı’na taşınabileceğine dair uzun süredir devam eden spekülasyonlar vardı ancak bu gerçekleşmedi. İkilinin Windsor’a taşınıp taşınmayacağı henüz net değil ancak böyle bir taşınması sonrasında Kraliyet ailesinin içindeki dengelerin değişmesine kesin gözüyle bakılıyor.

Windsor Sarayı yaklaşık bin yıldır İngiliz kral ve kraliçelerinin aile evi olma özelliğini koruyor. Saray günümüzde hâlâ Kraliçe II. Elizabeth’in resmi ikametgahı ve yaklaşık 150 kişiye ev sahipliği yapıyor.

Mustafa Keser’den Bülent Ersoy açıklaması
Ahmet Dursun’dan Fatih Terim’e rest
İngiltere’de kağıt fabrikasında yangın

İngiltere’nin West Midlands bölgesindeki Birmingham kentinde bulunan Smurfit Kappa şirketine ait kağıt fabrikasında dün gece saatlerinde yangın çıktı. Fabrikada bulunan 8 bin ton sıkıştırılmış kartonun alev almasının ardından yangın kısa sürede büyüdü. Olay yerine çok sayıda itfaiye ekibi sevk edilirken, yetkililer fabrika çevresinde yaşayan vatandaşlara dışarı çıkmamaları ve pencerelerini kapalı tutmaları çağrısında bulundu.

İtfaiye yetkilileri, yangında can kaybı ve yaralanma yaşanmadığını, bölgede söndürme çalışmalarının devam ettiğini belirtti.